23 Kasım 2014 Pazar

Taşlaşmış Şehrin laneti; POMPEI


Toscana güzellikleri turumuzu büyük bir keyif içinde bitirip yola koyuluyoruz. Sıradaki istikamet; İzmir'i andıran, denizin kıyısında
kurulu, huzurlu; Napoli.


Sabah erkenden, bildiğimiz İtalyan kahvaltısı olan kuruvasan, meyve ve sallama çay ile karnımızı doyuruyoruz. Ahhh bi gideyim İzmir'e ben bunun acısını fena çıkaracağım. Bal-kaymaklar ile pastırmalar kolkola girmiş halay çekiyor gözümün önünde.


Neyse ilk bunalımı atlattıktan sonra beni bir heyecan sarıyor, bugün; edepsizlikleriyle ünlü Roma İmparatorluğunun en zengin, en önemli şehri Pompei'nin nasıl yanardağın püskürttüğü kül bulutunun altında kalıp taşlaştığını göreceğiz. İtalya gezisini seçmemizin en büyük nedenlerinden biri zaten Pompei.

Otobüsle Napoli'ye 25 Km uzaklıktaki, 8 kapısı bulunan surlarla çevrili, şehrin Liman girişine kadar geliyoruz, şimdi aklımızda bulunması gereken en önemli şey, İtalya'daki en güzel Granita'yı Pompei'de yaptıkları, içeri girmeden hemen kapısının önünde bulunan satıcılardan içmeyi unutmayın.




Granita; buzlu limonlu bir tür içecek ve bunaltan İtalyan sıcaklarında en çok ihtiyaç duyulan lezzet bence. İçinde hiçbir katkı maddesi yok. Granita; acı badem likörlü, çilek ezmeli yada portakal suyu ile yapılabiliyormuş. Diğerlerini tatmadım ama limonlusu bence süper hele ki Pompei'de.




Ne farkı var diyenler için limonlarını göstermem yeter bence, bizim memlekette bu büyüklükte karpuzlar var:)


Burası liman kapısı dedim ama etrafa bakınca, deniz kıyısı olduğuna inanmak zor, yanardağ patladığında tüm lavlar denize akıp kapatmış, aslında bu gördüğünüz yeşil yerlerde gelenler gemilerini  bırakıyorlarmış zamanında.


Gezeceğimiz alan geniş o yüzden rehberimiz mikrofon-kulaklık seti dağıtıyor, çok da iyi oluyor. Siz dilerseniz orada bilgi veren cihazlardan kiralayabilirsiniz. Yürürken çok dikkatli olmalısınız çünkü yerler lav taşlarıyla kaplanmış ve çok kaygan.

Bu arada yanınıza mutlaka içmek için su ve şapka alın, hatta mümkünse şemsiye, yelpaze de.

Şimdi böyle kolayca içeri girebildiğimize bakmayın, zamanında olsa, zengin, aristokrat olmayan yada para harcamayacak kişilerin bu kapılardan girmesi bir hayli zordu. Şimdi belli başlı eğlence mekanlarındaki kıyafet düzenlemesi buradaki kapıda da vardı, beğenmediklerini içeri almıyorlardı.


Hemen girişte hamamlar, barlar bulunuyor, gelenler önce bir güzel yıkanıp, bakımlarını yapıyorlar, ardından barlarda dinlenip zevki sefaya dalıyorlarmış.


Kocamın böyle pis pis sırıtması da bu yüzden sanırım :)

Çok sayıda ekmek fırını mevcut, bunun yanında taşların üzerinde çırılçıplak kölelerin sergilenip satıldığı köle pazarı da var.


Bu kadar asilzadenin yaşadığı şehirde kurallar da çok ağır bu yüzden alın size gösterişli bir mahkeme.


Temizliğe düşkünlüklerinden dolayı hamamları bir hayli fazla. İşte bir tanesinin içi. 


Oluşan nemi tavanlardan, duvarların içine akıtıp, tahliyesini sağlayan bir sistemi bile mevcut.



Şehrin merkezinde bulunan Forum; Pompeililerin nasıl eğlendiğinin en büyük kanıtı. Çünkü en büyük zevkleri köleleri birbirleriyle ya da aslanlarla ölümüne dövüştürmek.


Hatta 2 dönüme yapılmış bazı üst düzey evlerin bahçelerinde de aynı vahşetin eğlence sayıldığı gladyatör dövüşleri konuklara sunuluyormuş. Gösteriyi izlerken, kucaklarında hediye kadınlarla birlikte elbette.




Pompei'nin bir başka eğlencesi ise fuhuş. Hem de cinsiyet, yaş gözetmeksizin, ensesti de var, eşcinseli de. Evlerin arka kapıları kimselere gözükmeden adımbaşı olan genelevlere giden yollara açılıyor.

Adres tarifi de basit, taşlara kabartma olarak yapılmış penis figürünü takip etmeniz yeterli. Günümüze kadar ulaşan bir geneleve giriyoruz. Kapılarının üzerinde; içerideki kadının hangi konuda hünerli olduğunu belirten resimler yapılmış, seç seç allll bey baba.

Turdaki erkekler burada eşlerine çaktırmadan bir ahhh çekiyorlardı sanırım...

Güzergah dolayısı ile genelevin içinden geçmek zorundayız bu yüzden turdaki çocukların gözlerini kapatıyoruz, hoş onlar internet çocukları bizden fazla bilgi sahibiler. Kocamın gözlüklerini de alsam mı acaba diye düşünmüyor değilim, kötü etkilenmesin di mi ama :)




Gelen zenginler kim hangi konuda becerikli bakıp, öyle giriyorlar içeriye. Taş yatakların minikliğine bakar mısınız. Evet buradaki halkın boyu ve ömürleri kısa. 65 ini gören olmuyormuş. Yok lanet gibi bir şey değil ama kendilerini bilmeden zehirlemelerinin sonucu.


Su hatlarını kurşun borularla döşerken zararlı olduğunu eminim ki bilmiyorlardı. Zamanla o kurşun vücutlarına işliyor ve yavaş yavaş ölüyorlarmış meğerse.


Caddenin kenarlarında bizdeki reklam panolarından var ve kadınların isimleri, bilgileri yazılıyor. İşte ortaya çıkarılan bir tanesi.


Amfi tiyatrosu bölgede ilk defa 10 yıl süreyle kapatılmış tek yer burası. Düşünün zamanında en büyük eğlence bu tiyatrolarda yapılan sayısız gösteri. Peki neden mi; yenilgiyi kabul edemeyip rakip takımı bir bir öldürdükleri için elbette. Hak etmişler mi; kesinlikleeee...

Buralarda zengin, şımarık ve cinsellik düşkünü olarak tanınan Vici isimli şahsiyetin evinin önündeyiz, turdaki tüm bayanların ve çaktırmasalar da! erkeklerin de ilgisini çeken bir girişi var bu evin.


Adam yememiş içmemiş, evinin kapısının bir yanına; parasının bolluğunu belli edecek bir fresk, diğer yanında da cinsel gücünü gösterecek bir başka fresk daha çizdirmiş, abartmış mı ne. Oha diyoruz daha da yorum yok :)

Yolun ortasında durup bakıyorum, sanki cetvelle çizilmiş gibi düzgün bir yapılaşma var, yolun etrafı bahçeli, kocaman villalarla dolu. Burada ev almak her babayiğidin harcı değil, zaten içlerini görünce bunu anlamak hiç de zor değil.


Şimdi siz de yola dikkatlice bakın, taşları görüyor musunuz, bunlar araçların geçişlerini gösteriyor, tekli, çiftli ya da bizdeki adıyla otoban yol olduğu anlaşılıyor :)


Gece arabalardaki meşalelerle ışıldayan, yolu aydınlatan beyaz fosforlu taşlar döşenmiş, kenarlarda at arabalarını bağlamak için delikler de bulunmakta. Her türlü imkan ve rahatlık var.


O zamanda bile kanalizasyon sistemi oluşturulmuş, evlerden dışkıların rahatça atılabildiği geçişler ve borularla düzenek kurmuşlar ve karşıdan karşıya geçerken bunlara basılmasın diye yüksekçe yaya yolları oluşturulmuş.

Güzel sokakları, mozaik döşeli evlerinin arasında dolaşırken, taşlaşan insanların, hayvanların sergilendiği bölüme geliyoruz. Fırında pişmekte olan ekmekler, dumandan kendini korumaya çabalayan çocuklar, köpekler hepsi nefesinizi tutmanıza neden oluyor.



O an kendimi yanardağın patladığı gündeymiş gibi hissediyorum, tüylerim diken diken. Düşünsenize sadece birkaç saatte kaçmaya fırsatınız bile olmadan taşlaşıyorsunuz, gidebileceğiniz, saklanabileceğiniz hiçbir yer yok. Üzerinize çöken kül, alev alev yakıp kavuruyor sizi.


Eskiden bu meydan idrar kokarmış, çünkü arkamda gördüğünüz bina bir çamaşırhane, ne alaka demeyin, o zamanlar renkliler için ayrı, beyazlar için ayrı, marka marka deterjan bulunmuyor, cırt Ayşe teyze de yok, e ne yapıyorlar dersiniz; özellikle bebek çişlerini biriktirip, bununla çamaşırlarını yıkıyorlarmış :)


Sonrada alıp "ohhh mis gibi tertemiz oldu" diyorlardır kesin...

Vezüv yanardağının eteklerinde kurulu bu şehir zaten sürekli sallanmaya alışkın durumda, O yüzden pek de umursamıyorlar meydana gelen depremleri. Fakat MÖ 79 yılında, yanardağdan dumanlar yükselmeye başlayıp, öyle inanılmaz şiddetli sarsılıyorlar ki, denizin kıyısındaki halk hemen gemilere atlayıp kaçmaya başlıyor.

Deniz dalgalarla önlerini kesip gemileri birer birer şehre doğru lav gölünün ortasına atana kadar. Kaçmayı kimse başaramadı diyorlar.


Şehirde kalan halkın da üstlerine 400-500 Kg'lık taş parçaları yağmaya başlıyor, ilk anda dumanla birlikte ya boğuluyorlar yada yere düştüğü an patlayan bu taşlarla canlarından oluyorlar.

Görüş alanı sıfıra iniyor, herkes görmeden sağa sola koşuşturmaya başlıyor, bazıları evlerine bir kısmı da yanlışlıkla Vezüv'e doğru.

Evler yanardağdan çıkan yoğun kül bulutunun ağırlığına dayanamayıp çökmeye başlıyor, o an kim ne yapıyorsa bu kızgın kül bulutunun altında kalıp bir anda taşlaşıyor. Birkaç saat içinde şaşaa, şöhret ve zenginlik kenti yok olup gidiyor, 2 gün boyunca aralıksız devam eden püskürme sonucu yaklaşık 20.000 kişinin ölüsünü ardında bırakarak.

Kazıyı yapmak çok zahmetli, çünkü volkanik küllerle taşlaşan vücutların içi çürümüş ve kalıpları kalmış, biraz kazınca hemen tozlaşıyorlar. Bu yüzden minik bir yer açıp orayı alçıyla kaplıyorlar sonra bir başka yeri de aynı şekilde alçıyla kaplayıp devam ediyorlar. Hem zaman hem de emek istiyor.

Milim milim oyabildiklerinden bu zamana kadar şehrin sadece bir kısmı gün yüzüne çıkarılabilmiş. O yüzden rivayet edildiği gibi tüm halk öldü mü yoksa zenginler kaçıp kölelerini mi ardında bıraktılar tam olarak öğrenebilmiş değilim şahsen.

Tüm şehir 6-7 metrelik taş yığınının içine gömülüyor ve 2000 yıl boyunca sessiz sedasız orada yatıyorlar. Bir köylünün tarlasını kazarken bir duvara rastlamasının izi sürülerek ortaya çıkan şehri araştırmalar başlamadan önce (1709 yılından önce) görseniz, dümdüz bir vadi görünümünde olacaktı.

Çıkışta kapının önündeki hediyelik eşya satan amcamlardan şirin bir bilezik alıyorum, 30 Euro ile başlayan pazarlık 10 Euro da son buluyor, o sıcakta daha fazla uğraşmak istemedik yoksa sanırım 3 e 5 e alırdık :)



Ardından bizdeki nazar boncuğu kabul edilen, şans getiren minik kırmızı biberlerin, tanesini 1 Euroya satın aldık, sonra turdaki teyzeler nasıl pazarlık yaptıysa son postanın 3 ünü 1,5 Euro'ya falan aldık. Alışveriş yaparken kazıklandık mı, pazarlığı çok mu abarttık ikileminde sürekli kalmamız bundandır :)


Tur rehberimizin Pompei'ye girmeden rezervasyon yaptırdığı restorana doğru yol alıyoruz. Sınırsız makarna, salata, kalamar-karides ve içecek ile midemiz şenleniyor. Özellikle de ikram olarak getirdikleri, zeytinyağı süperdi.



Burada deniz ürünleri ve özellikle de kalamar çok meşhurmuş, bu yüzden rehberimiz de çok övmüştü ama ben şahsen makarnadan daha çok zevk aldım.


Pompei; aslında makarna ve pizzanın çıkış noktası, Kral Umberto ve eşi Margherita buraya geldiklerinde yerli halkın onlara ikram ettiği pizzadan tadıyorlar. Jest olsun diye İtalyan bayrağı renklerinde (Kırmızı, yeşil, beyaz) (Domates, fesleğen, peynir) hazırlanan bu lezzeti kral çok beğeniyor. Halk da pizzaya kraliçenin adını veriyor ve o günden sonra; Pizza Margerita olarak anılıyor. Yalakalık diz boyu :)

Buralarda üzüm bağları çok, yanardağ patladıktan sonra Hz İsa üzülüp çok fazla gözyaşı döküyor ve bağlar gözyaşlarıyla sulanıyor. Bu yüzden üzümlerin bu kadar bereketli ve lezzetli olduğuna inanılıyor. Her şeyi dine bağlamak sadece bizim ülkemize mahsus değilmiş bunu anlamış oluyorum ben de.

Herkesin; kızkardeşine aşık imparator Caligula ve sapıtan bir halk için Tanrı'nın verdiği bir ceza olarak anlattığı Pompei'de yaşananlar tüyler ürpertici. Bazıları zenginlerin kaçtığını, geride evlerini beklemeleri için kölelerini bıraktığını ve onların taşlaştığını savunuyor, kimileri ise toptan yok olduklarını. 


Beni en çok etkileyen, o zamanın şartlarında düşünülen ayrıntılar, sistemler ve gösteriş. Zamanında uzaya çıkılsaydı bunu ancak Pompeililer başarırdı sözünü hakedecek kadar zeki bir halkmış bence.

Taşlaşan Pompei'yi daha ayrıntılı görmek isterseniz Napoli Arkeoloji Müzesine gitmeniz gerekecek, burada sadece demir parmaklıklar içinde birkaç şey görebiliyorsunuz, diğerleri zarar görmesin diye müzede. Aklınızda olsun, ben şahsen hayal kırıklığına uğradım bu kadar az insan gördüğüm için. Zamanım kalsa gidip müzeyi de gezmek isterdim.


Günümüzde buraya yanaşan her gemi, yat..vs herhangi bir deprem yada patlama anında kurtarma botu olarak insan taşımayı kabul ediyormuş, anlaşmalar bu şekildeymiş. Bu da ilginç bir ayrıntı.


Şimdilik bu kadar, umarım siz de benim kadar eğlenmişsinizdir.

Sevgilerimle...


8 yorum:

Buralı Olmayan dedi ki...

Pompei'de yaşayan insanlara yanardağdan dolayı taşlaşarak ölümsüz olacaklarını söyleselerdi ne düşünürlerdi acaba ?
Ne güzel geziyorsunuz :) Hep gezin ve böyle güzel paylaşın bizlerle. Bebişe de sevgiler :))

Mes TidyGhost dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş, emeğine sağlık.

ÖZLEM SEZEN YILMAZ dedi ki...

Evet aslinda hic boyle dusunmemistim ölümsüzlük konusunu .
Siz de hep boyle guzel yorumlar yazin olur mu... bizden de kucak dolusu sevgiler

ÖZLEM SEZEN YILMAZ dedi ki...

Tesekkur ederim guzel yorumun icin :)

Yağmur Serhat dedi ki...

Canım ya okurken hem eğlendim hem de pek bir hüzünlendim.. Düşünsene o dönemde yaşadığımızı ve taşlaştığımızı..Ay neyse kötü şeyler düşünmeyelim :)

Adsız dedi ki...

Tek seferde sankı ordaymışçasına güzel bir betimleyici öykü okudum teşekkürler,yalnız taşlaşan insanları bıraz az cekmıssınız galıba ama olsun

ÖZLEM SEZEN YILMAZ dedi ki...

Insan urperiyor gercekten hele ki agzini kapatmaya calisan taslasan insanlari gorunce.
Allah kötü seyler yazmasin hakkimizda insallah

ÖZLEM SEZEN YILMAZ dedi ki...

Cok tesekkur ederim guzel yorumun icin. Pompei sehrinde cok fazla taslasan insan bulunmuyor. Asil napoli muzesinde var fakat tur programinda olmadigindan gidemedik. Insallah bir dahaki italya gezimizde ilk ugranacak yer o muze benim icin

Yorum Gönder

Twitter Facebook Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | GreenGeeks Review