BAKIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BAKIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2013 Çarşamba

KUAFÖR GÜNLÜĞÜM...



Hayatımın uzunca bir bölümü kuaförlerde nefes almakla geçti. Sabah 8 akşam 5 her gün full mesai kuafördeyim, Pazartesi kaş alma, Salı fön, Çarşamba manikür, Perşembe yine fön, Cuma boya..... 


Artık öyle bir duruma geldik ki , bari evlatlık alalım dediler. .Kadrolu gibiyim resmen, ama bir farkla maaş yok, aksine bas bas paraları Leyla'ya modundayım.

Evde duşumu aldım mı hooop kuaföre, bir bu işi çözemedim. Kuaförde saçımı yıkatıp evde duş almak olmuyor, kulaklar tam temizlenmiyor, saçlar çabuk yağlanıyor, evde duş şart yani, ah be canım her yer yıkanıyor işte neden neden ille bütünlük istiyorsun...

Islak kafa ile (o zamanlar arabam yok ) yollarda yeni gelin misali seke seke yürüyen, “bu kış günü nedir bu şıp şıp su damlayan kafa” diye sormasınlar diye de kimseyle göz göze gelmeyen bir ben varım benden içeri. İyi bari o zamanlar kafayı üşütmemişim

Tüm varımı yoğumu veriyorum, yani verdiğimi sanıyordum taa ki Akmerkez de staj yapmaya başlayana kadar. O zamanlar X markanın mağazasını açmak niyetindeyim ama bu konuda bilgim sıfır, e ne yapacağız o markanın Akmerkez deki mağazasında işi öğrenmek için misafir oyuncu olarak bulunacağım.

Bir arkadaşım Etiler deki boş evini verdi sağolsun, orada kalıyorum, bu ev konusu da ayrı bir hikaye, evde Rusçuklara ait olmayan hiçbir şey yok, etiketini okuyamadığım bir sürü şampuan (ki bu milletin gelirken ille de neden Rusya'dan şampuan getirdiğini anlamış değilim), kremler ...vs, bunun yanında uzaktan kumandalı ışıklar, süslü yatak odası, saten çarşaflar da cabası, ben ambiyansı bozmamak için kaldığım süre boyunca salondaki koltukta kıvrılıp uyumayı tercih ettim koca evde :)

Neyse konumuz iyilik olsun diye arkadaşın ben gitmeden önce elden geçirdiği ama garsoniyer olduğu paçasından akan evi değil, bu evin Etiler de olması.

Ben her zamanki alışkanlıkla duşumu alıp mahalle arasında gördüğüm kuaförün yolunu tutuyorum. Ücretini sormak aklıma bile gelmiyor, yani nedir altı üstü fön makinasını fırçaya doğru tutacak, maliyeti mi var, İzmir de 5 TL.

İyi halt ediyorum, uyduruktan bir fön için çıkışta 30 TL isteyince ki ben bu rakamı adama 3 defa soruyorum, kulağıma su kaçtı sanırım, anlamıyorum diye :)

Yahu arkadaş beni baştan mı yarattın, keşke ne içersiniz dediklerinde viski deseymişim de parayı çıkarsaymışım, fön makinası alsam, 3 defa kuaföre gitmeye bedel, bana çok koydu açıkçası. E ben alışkınım kuaförde yatıp kalkmaya, kendime fön makinası bile almamışım şimdiye kadar :(

Her fönden sonra yüzümde; sanki küçük Emrah ın kız kardeşiymişim de dünya üstüme düşmüş gibi bir ifade oluşuyor. Ama nasıl kibarlar nasıl anlatamam, paçalardan akan yapmacık bi nezaket söz konusu.


Arkadaşlarım tavsiyeler de bulunuyor, şimdi oradan otobüse bin, hıhh işte bilmem nerde in metroya bin, oldu metrodan in, bilmem kaç nolu otobüse bin, indin mi atla taksiye 5 TL ye kuafördesin, fiyatları çok uygun!!! Eğleniyor musun kızım benimle ...

Fönü beceremem ama maşa alayım daha kolay olur diyorum, nedir yani, tut kıvır kıvır sal, satıcı da saçımda deneyip, bana öğretiyor ooo tamamdır, bebek işi...


Kulağıma yanık kremini sürerken de tekrarlıyorum bu cümleyi, bebek işi.... Hayır kulağı bi geçebilsem olacak, ne yaptımsa olmadı, o kadar büyük de değil arkadaş, yoksa benim görebildiğim bu, arkaya doğru uzuyor mu bu kulak da ben bilmiyorum acaba.


Fakat fön çekilecek el mahkum çünkü Akmerkezdesin, o saçlar bakımlı olacak arkadaş. Zaten bu Akmerkez olayı da vahim. Şimdi populeritesi düştü ama o zamanlar en cafcaflı zamanları. Ünlülerin hepsinin boy boy fotoğrafları basılıyor orada.

Akmerkezin giyim koşulları da ortada, içeride plaja gidecek kadar mini, düğüne gidecek kadar şık olacaksın! İçerisi iyi ama kapı önüne çıktığın an magandalardan kendini korumak için ne yaparsın bilemem.

Birgün mini etek giydim, çıkışta da yürüyerek eve gittiğimden kabusa döndü günüm, taksi bulmak mümkün değil, çalınan korna sayısının haddi hesabı yok. Oğlum siz alışkın değil misiniz buranın asortik hatunlarına noluyorruuuuuzzzz

Biz kuaför mevzuna geri dönelim, neyse 3-5 derken benim tüm para artık gerçekten fön e gitmeye başladı. Hani MoS ta da çektirmiyorum ki arkadaş, yol kenarında her tarafı camlı, kaşın yolunurken, yoldaki teyzenin “kızım sağdaki ince oldu diğerini de al “ diyebileceği kadar dip dibe, bildiğimiz mahalle kuaförü.

Acil durum planı ile İzmit deki kardeşime yanıma gelirken, fön makinasını da çantasına eklemesini tembihliyorum, siz şimdi bundan sonrası için mutlu son diye düşünüyorsunuz ama kardeşimin öğrenci evinden getirdiği aletle sadece saçlarımı kurutsam 3 saat sürüyor, doğal haline bıraksam daha iyi.

Avuç içi kadar bu meretle elektriğimiz pek tutmadığından geri postalıyorum. Kalsa ne olacak sadece saçımdaki tozları üflüyor

Allahtan İstanbul işi çok uzun sürmedi de eldeki tüm sermayeyi bırakmadım oralarda. Caaanım İzmirimin canım kuaförlerine kavuştum.

Her kadın bunalım anlarında kuaförde alır soluğu cümlesinini doğrulayan en büyük kanıt benim. Üzgün günlerimin bana en büyük faydası sürekli bakımlı dolaşmak oldu sanırım.

Birgün esmer, ertesi hafta bakır, röfleli, kumral.... En sonunda saçlarımı barbie saçına döndürmeyi başarınca da kendi rengim de bırakıp bol bol bakım yapmayı tercih ettim. Ki bu Barbie meselesi de ilginçtir.

Daha 1 hafta önce röfle yaptırmış ve halinden memnun olmamış müşteri olarak, farklı kuaföre bakıma gitmişim, saçlarım yıprandı, biraz şenlensinler diye

Sizi değiştirmeye odaklanıp, gözleri dönmüş kuaför tutturdu bakır yapalım saçını diye, ya istemem ben bakım istiyorum, yeni röfle yaptırdım dil döküyorum, olummm kızdırma bırak bi saçımı !

Vurucu cümleyi söylüyor “şampuan kadar bile zarar vermeyecek, organik bu”

Offf sırf çenesi kapansın diye “iyi diyorum bildiğin gibi yap” O kadar bezmişim ki, bitse de gitsek modundayım

Evet şampuan kadar zarar vermiyor haklı, çünkü asit dökmüş gibi oluyor saçlarım bir kaç gün içinde. 3 parmaktan sonrası kıtır kıtır. Gidip hakkımı aramaya korkuyorum, hadi otur bir de mavi yapalım bak nasıl toparlayacak der diye.

Annem, teyzem falan bayağı üzgün, sadece üzülmekle kalsa iyi, ailenin asli görevini yerine getiriyorlar, nedir bu asli görev; doğruyu söylemek! ve insanı intiharın eşiğine sürüklemek .

Vahh vahh güzelim saçlarını ne hale getirdin, bir daha düzelmez bu, böyle kalacak, boyadın boyadın al sana, tülerik tülerik gez şimdi, dökülür de, yazııııkkkkkkk :(:(:( Böyle de iç karartıcı bir dürüstlüğümüz var sülale olarak. Sevinmeli miyim bazen düşünüyorum.

Nokta.

Sevgilimle tanışınca hayatıma nasıl bir huzur geldiyse artık kuaförün yolunu unuttum. Çok mecbur kalmadıkça ki bu kaşlarımın babamınkilere benzemesine tekabül ediyor, önünden bile geçmiyorum.

Halimden çok memnunum, eski günlerime de sadece gülümsüyorum.

KUAFÖR GÜNLÜĞÜM...



Hayatımın uzunca bir bölümü kuaförlerde nefes almakla geçti. Sabah 8 akşam 5 her gün full mesai kuafördeyim, Pazartesi kaş alma, Salı fön, Çarşamba manikür, Perşembe yine fön, Cuma boya..... artık öyle bir duruma geldik ki , bari evlatlık alalım dediler. .Kadrolu gibiyim resmen, ama bir farkla maaş yok, aksine bas bas paraları Leyla'ya modundayım.

Evde duşumu aldım mı hooop kuaföre, bir bu işi çözemedim. Kuaförde saçımı yıkatıp evde duş almak olmuyor, kulaklar tam temizlenmiyor, saçlar çabuk yağlanıyor, evde duş şart yani, ah be canım her yer yıkanıyor işte neden neden ille bütünlük istiyorsun...

Islak kafa ile (o zamanlar arabam yok ) yollarda yeni gelin misali seke seke yürüyen, “bu kış günü nedir bu şıp şıp su damlayan kafa” diye sormasınlar diye de kimseyle göz göze gelmeyen bir ben varım benden içeri. İyi bari o zamanlar kafayı üşütmemişim

Tüm varımı yoğumu veriyorum, yani verdiğimi sanıyordum taa ki Akmerkez de staj yapmaya başlayana kadar. O zamanlar X markanın mağazasını açmak niyetindeyim ama bu konuda bilgim sıfır, e ne yapacağız o markanın Akmerkez deki mağazasında işi öğrenmek için misafir oyuncu olarak bulunacağım.

Bir arkadaşım Etiler deki boş evini verdi sağolsun, orada kalıyorum, bu ev konusu da ayrı bir hikaye, evde Rusçuklara ait olmayan hiçbir şey yok, etiketini okuyamadığım bir sürü şampuan (ki bu milletin gelirken ille de neden Rusya'dan şampuan getirdiğini anlamış değilim), kremler ...vs, bunun yanında uzaktan kumandalı ışıklar, süslü yatak odası, saten çarşaflar da cabası, ben ambiyansı bozmamak için kaldığım süre boyunca salondaki koltukta kıvrılıp uyumayı tercih ettim koca evde :)

Neyse konumuz iyilik olsun diye arkadaşın ben gitmeden önce elden geçirdiği ama garsoniyer olduğu paçasından akan evi değil, bu evin Etiler de olması.

Ben her zamanki alışkanlıkla duşumu alıp mahalle arasında gördüğüm kuaförün yolunu tutuyorum. Ücretini sormak aklıma bile gelmiyor, yani nedir altı üstü fön makinasını fırçaya doğru tutacak, maliyeti mi var, İzmir de 5 TL.

İyi halt ediyorum, uyduruktan bir fön için çıkışta 30 TL isteyince ki ben bu rakamı adama 3 defa soruyorum, kulağıma su kaçtı sanırım, anlamıyorum diye :)

Yahu arkadaş beni baştan mı yarattın, keşke ne içersiniz dediklerinde viski deseymişim de parayı çıkarsaymışım, fön makinası alsam, 3 defa kuaföre gitmeye bedel, bana çok koydu açıkçası. E ben alışkınım kuaförde yatıp kalkmaya, kendime fön makinası bile almamışım şimdiye kadar :(

Her fönden sonra yüzümde; sanki küçük Emrah ın kız kardeşiymişim de dünya üstüme düşmüş gibi bir ifade oluşuyor. Ama nasıl kibarlar nasıl anlatamam, paçalardan akan yapmacık bi nezaket söz konusu.


Arkadaşlarım tavsiyeler de bulunuyor, şimdi oradan otobüse bin, hıhh işte bilmem nerde in metroya bin, oldu metrodan in, bilmem kaç nolu otobüse bin, indin mi atla taksiye 5 TL ye kuafördesin, fiyatları çok uygun!!! Eğleniyor musun kızım benimle ...

Fönü beceremem ama maşa alayım daha kolay olur diyorum, nedir yani, tut kıvır kıvır sal, satıcı da saçımda deneyip, bana öğretiyor ooo tamamdır, bebek işi...


Kulağıma yanık kremini sürerken de tekrarlıyorum bu cümleyi, bebek işi.... Hayır kulağı bi geçebilsem olacak, ne yaptımsa olmadı, o kadar büyük de değil arkadaş, yoksa benim görebildiğim bu, arkaya doğru uzuyor mu bu kulak da ben bilmiyorum acaba.


Fakat fön çekilecek el mahkum çünkü Akmerkezdesin, o saçlar bakımlı olacak arkadaş. Zaten bu Akmerkez olayı da vahim. Şimdi populeritesi düştü ama o zamanlar en cafcaflı zamanları. Ünlülerin hepsinin boy boy fotoğrafları basılıyor orada.

Akmerkezin giyim koşulları da ortada, içeride plaja gidecek kadar mini, düğüne gidecek kadar şık olacaksın! İçerisi iyi ama kapı önüne çıktığın an magandalardan kendini korumak için ne yaparsın bilemem.

Birgün mini etek giydim, çıkışta da yürüyerek eve gittiğimden kabusa döndü günüm, taksi bulmak mümkün değil, çalınan korna sayısının haddi hesabı yok. Oğlum siz alışkın değil misiniz buranın asortik hatunlarına noluyorruuuuuzzzz

Biz kuaför mevzuna geri dönelim, neyse 3-5 derken benim tüm para artık gerçekten fön e gitmeye başladı. Hani MoS ta da çektirmiyorum ki arkadaş, yol kenarında her tarafı camlı, kaşın yolunurken, yoldaki teyzenin “kızım sağdaki ince oldu diğerini de al “ diyebileceği kadar dip dibe, bildiğimiz mahalle kuaförü.

Acil durum planı ile İzmit deki kardeşime yanıma gelirken, fön makinasını da çantasına eklemesini tembihliyorum, siz şimdi bundan sonrası için mutlu son diye düşünüyorsunuz ama kardeşimin öğrenci evinden getirdiği aletle sadece saçlarımı kurutsam 3 saat sürüyor, doğal haline bıraksam daha iyi.

Avuç içi kadar bu meretle elektriğimiz pek tutmadığından geri postalıyorum. Kalsa ne olacak sadece saçımdaki tozları üflüyor

Allahtan İstanbul işi çok uzun sürmedi de eldeki tüm sermayeyi bırakmadım oralarda. Caaanım İzmirimin canım kuaförlerine kavuştum.

Her kadın bunalım anlarında kuaförde alır soluğu cümlesinini doğrulayan en büyük kanıt benim. Üzgün günlerimin bana en büyük faydası sürekli bakımlı dolaşmak oldu sanırım.

Birgün esmer, ertesi hafta bakır, röfleli, kumral.... En sonunda saçlarımı barbie saçına döndürmeyi başarınca da kendi rengim de bırakıp bol bol bakım yapmayı tercih ettim. Ki bu Barbie meselesi de ilginçtir.

Daha 1 hafta önce röfle yaptırmış ve halinden memnun olmamış müşteri olarak, farklı kuaföre bakıma gitmişim, saçlarım yıprandı, biraz şenlensinler diye

Sizi değiştirmeye odaklanıp, gözleri dönmüş kuaför tutturdu bakır yapalım saçını diye, ya istemem ben bakım istiyorum, yeni röfle yaptırdım dil döküyorum, olummm kızdırma bırak bi saçımı !

Vurucu cümleyi söylüyor “şampuan kadar bile zarar vermeyecek, organik bu”

Offf sırf çenesi kapansın diye “iyi diyorum bildiğin gibi yap” O kadar bezmişim ki, bitse de gitsek modundayım

Evet şampuan kadar zarar vermiyor haklı, çünkü asit dökmüş gibi oluyor saçlarım bir kaç gün içinde. 3 parmaktan sonrası kıtır kıtır. Gidip hakkımı aramaya korkuyorum, hadi otur bir de mavi yapalım bak nasıl toparlayacak der diye.

Annem, teyzem falan bayağı üzgün, sadece üzülmekle kalsa iyi, ailenin asli görevini yerine getiriyorlar, nedir bu asli görev; doğruyu söylemek! ve insanı intiharın eşiğine sürüklemek .

Vahh vahh güzelim saçlarını ne hale getirdin, bir daha düzelmez bu, böyle kalacak, boyadın boyadın al sana, tülerik tülerik gez şimdi, dökülür de, yazııııkkkkkkk :(:(:( Böyle de iç karartıcı bir dürüstlüğümüz var sülale olarak. Sevinmeli miyim bazen düşünüyorum.

Nokta.

Sevgilimle tanışınca hayatıma nasıl bir huzur geldiyse artık kuaförün yolunu unuttum. Çok mecbur kalmadıkça ki bu kaşlarımın babamınkilere benzemesine tekabül ediyor, önünden bile geçmiyorum.

Halimden çok memnunum, eski günlerime de sadece gülümsüyorum.

19 Nisan 2013 Cuma

AŞIK OLDUĞUM GÖZ FARI

BARBARA BORT, GÖZ FARI, GÖZ RENGİ, HANGİ FAR, KOZMETİK, HANGİ RENGİ SÜRMELİ

Kullandığım ilk andan itibaren vazgeçemediğim yegane göz farı; Barbara Bort.     

Krem farları durdukça göz kapağında ince çizgiler oluşturması, toz farları ise yanaklarımın bile fara bulanması ve güneşte toz toz gözükmesi yüzünden sevmiyorum.

Kozmetikçi turlarımdan birinde keşfettiğim bu fara aşık olup bir daha da bırakamadım. Rengini çok beğendiğim farklı farlar alıp kendisine ihanet ettiğim zamanlar oldu evet kabul ediyorum ama daha ilk kullanımda acilen terkettim onları.

Kremsi bir yapısı var, sürümü çok rahat, ister aplikatörü ile isterseniz de benim gibi parmağınızla kolayca sürebilirsiniz. Ne bir topaklanma, ne çizgi ne de renkte farklılaşma.

BARBARA BORT, GÖZ FARI, GÖZ RENGİ, HANGİ FAR, KOZMETİK, HANGİ RENGİ SÜRMELİ

Rengi sürdüğünüzde, kutusunda gördüğünüzle aynı renk ortaya çıkıyor . Özellikle mavi-gri  farına tapıyorum. Tek renkten oluşmuyor içerisinde değişik renkler de eklenmiş ki , basit durup sırıtmasın, yüzünüzle uyumlu olsun.

BARBARA BORT, GÖZ FARI, GÖZ RENGİ, HANGİ FAR, KOZMETİK, HANGİ RENGİ SÜRMELİ


Çok uzun saatler gözünüzde kalsa bile rengi uçmuyor, çıkmıyor. İtalyan ürünü organik sertifikalı. Bu yüzden de göz çevrenizde o ufacık yağ bezeciklerini (lipom) asla oluşturmayacak.

BARBARA BORT, GÖZ FARI, GÖZ RENGİ, HANGİ FAR, KOZMETİK, HANGİ RENGİ SÜRMELİ

İkili farları çok kullanışlı, göz kapaklarında gölgelendirme yada karıştırıp rengini açma-koyulaştırma işlemi kolayca yapılabiliyor

Şu anda Boynerler de satılmıyor bulmak biraz zor, ben Karşıyaka çarşıdaki kozmetikçilerde bulup satın alıyorum ve yedekli çalışıyorum, her alışımda mutlaka bir de yedek satın alıyorum ki içim rahat etsin. Hatta nişan alışverişinde sevgilime de hep bu markayı aldırdım, aşığım dedim anladınız mı şimdi  :)

17 Nisan 2013 Çarşamba

GÜNEŞ KORUYUCU (RENKLİ)



Dermalogica'nın Ultra Sensitive Faceblock adlı renkli nemlendiricisi 25 SPF içeriyor. Hem cildinizi güneşe karşı koruyor hem de cildin renk orantısızlıklarını kapatıp ışıltı veren renklendirme içeriyor.

Sevgilinizle plaj programı yapmışsınız, ama hiç makyajsız çıkmak da imkansız :( Kışın işimiz kolay sür fondoten i, pudrayı işlem tamam ama yazın???


Güneşte fondoten de pudra sürmek tam bir işkence, toz toz olmuş ya da yağlı, parlak bir cilt tüm erkeklerin sanırım ki en nefret ettiği görüntü, heyyy ben deli gibi hazırlandım diye bağırır çünkü. Bu ürün tam olarak kapatma sağlamayacak fakat cildinize ışıltı verecek, canlı bir renge kavuşturacak, bakımlıyım diye göz kırpacak sevgilinize.

Sizin de cildiniz benim gibi hassas ise lekelerden korumak için sürdüğünüz her damla güneş kremi size de sivilce olarak geri dönecektir. Yok yok hemen asmayın suratınızı işte size sihirli formül. Her sabah Dermalogica dan birkaç damla  sürüyorsunuz 25 koruma faktörülü güneş kremi, bakım kremi ve az kapatıcı bir fondöten olarak o size tüm gün hizmet ediyor.

Yağsız ve kolayca dağılan bir yapısı olduğundan çok az kullanmanız yeterli, cildiniz hemen içine çektiğinden, herhangi bir yapışıklık, gerilme ve rahatsızlık hissi olmadan kullanabiliyorsunuz. Ufacık tüp sizi korkutmasın; az miktarlarda kullandığınız için çoook uzun süre size arkadaşlık edecektir.

Bana lazer epilasyon a gittiğim estetik doktoru önermişti, her gün keyifle kullanıyorum. Ne yapmalı diye düşünen bayanlara duyurulur. Ben yanlış hatırlamıyorsam 90 TL ye almıştım

Peki kimdir bu Dermalogica derseniz;

1986 yılında ABD merkezli olarak kurulan bir dermokozmetik markası olan Dermalogica, dünya kadınlarının en çok tercih ettiği bakım ve güzellik formüllerine imza atmıştır. Günümüzde 80’nin üzerinde ülkede kadınlara sağlıklı dermokozmetik ürünleri vaat eden marka, bugüne dek birçok farklı ulusal ve uluslararası organizasyondan 300’ün üzerinde ödül almıştır.  

Los Angeles’ta kurulan ve hızla ABD genelinde her yaştan kadının tercihi olan ürünler geliştirerek adını dünya çapında duyuran dermalogica, her zaman işe yaradığından emin olduğu bileşenleri kullandığını iddia eden ve bu nedenle de ürünlerinin kadınların istediği amaca ulaşmasına yardımcı olacağını söyleyen bir markadır. Dünya çapında cilt bakımı konusunda deneyimli uzmanlarla çalışan Demalogica, ülkemizde de kadınlara birçok farklı ürün sunmaktadır. 

Işıltılı ve sağlıklı cildinizle kendinize güveniniz daha da artsın.

Dışarıdaki soğuk havaya rağmen, keyifli bir yaz dilerim...

Güzellik/Bakım ile ilgili diğer yazılar için tıklayın!


31 Ocak 2013 Perşembe

EL VE CİLT LEKELERİNE ÇÖZÜM


        Doğal ve bitkisel tariflerle sorunlarınıza çözümler bulmak ve güzelliğinize güzellik katmak mı istiyorsunuz bu konuda doğru yerdesiniz.

Suna Dumankaya nın kitabını okurken en kolay ulaşılabilen malzemeyle en iyi sonucu veren doğal güzellik sırlarından beğendiklerimi sizlerle paylaşmak istedim. 

Suna Dumankaya kim derseniz;
Van da dünyaya gelmiş, anneannesi doğanın gücünü insanlara ulaştırmakla ün yapmış, otlar,yağlar ve özlerle insanları iyileştiren bilge bir kadınmış ve 100 yaşına kadar gayet sağlıklı bir hayat sürmüş. Suna Dumankaya anneannesinden aldığı ve gördüğü bilgilerle yetişip sayısız bitkisel tariflerle pek çok kişinin sorununa çözüm bulmuştur. Türkiye nin doğal ve bitkisel ürünlerle cilt bakımı yapan ilk güzellik uzmanıdır. 1988 yılından beri bir çok TV ve radyo programının konuğu olarak güzellik ve sağlık kürlerini anlatmış ve 3 adet kitabı basılmıştır. 

Geçelim güzellik sırlarımıza, bölüm bölüm yayınlamayı düşünüyorum, bugün lekelerden bahsedelim;

CİLT LEKELERİ

Malzemeler
20 Gram yaş maya
1,5 yemek kaşığı limon suyu

Hazırlanışı
Yaş mayanın üzerine limon suyunu dökerek iyice karışmasını sağlıyoruz. Leke bulunan cildimize sürerek 20 dakika bekletiyoruz. Ilık suyla duruluyoruz. Haftada 2 kez yaparsak mutlaka çok faydasını göreceğiz.

Aklımızda bulunması gereken bunları yaptıktan sonra cilt leke rengi açılacağı ve kaybolacağı için güneşe çıkarken mutlaka güneş kremi sürmemiz gerektiği. Tenimiz hassaslaştığı için güneş daha çok etki edecektir çünkü.

ELLERDEKİ KAHVERENGİ LEKELER

Malzemeler
1 Yemek kaşığı çökelek (Çökelek cildin yağ dengesini düzenler,sağlamlaştırır)
10 Damla ispirto
10 Damla Limon yağı yoksa zeytin yağı

Hazırlanışı
Tüm malzemeleri karıştırıyoruz, Ellerimize sürüp 15 dakika bekletip ovarak çıkarıyoruz. Haftada en az 2 kez uyguluyoruz.

Kızaran ellerimizi ise önce sıcak suya sonra soğuk suya tutulur, son olarak soğuk su olacak unutulmasın. Limon suyu ile ovalım hem lekesiz hem de yumuşacık yapacak bir el maskesi bu.

Twitter Facebook Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | GreenGeeks Review