Dikkat: Gaziantep gezisinin tamamı ağzınızın suyunu akıtacak yeme-içme ögeleri içerir, yanınızda mendillerinizi hazır bulundurmanız şiddetle tavsiye edilir :p
Yıllık iznimizi aldık 1 hafta boş günümüz var, oleyyy oleyyyy ne yapmalı ne etmeli derken araştırmalara başladık. Sevgilimle Hatay ve civarını gezmeyi düşlerken nasıl oldu bilinmez rotamız Gaziantep'e kaydı. İşte o andan itibaren ne zaman adı geçse kalbimin titrediğini hissettim.
Her gezi öncesi mutlaka bol bol araştırır, tavsiye alır ve kendime gün gün, hatta saat saat program çıkarırım. Her daim programla birebir gitmek mümkün olmuyor fakat programsız da gezi hep eksik kalıyor kanımca.
Günler öncesinden uçak biletlerimizi aldık, İzmir den direkt uçmak için Sun Express en iyi seçim, Pegasus'un çoğu uçuşu İstanbul aktarmalı dikkat etmek lazım.
Sun Express'ten bileti aldık almasına ama 2 defa uçuş saatini değiştirip bizim geziye kuş kadar bir zaman bırakınca, bu işi sevgilime devretmeye karar verdim.
Ee kendileri arandı di mi ama. Sevdiceğim konuştuktan sonra ben firma sahibi olsam bir daha uçuş saati iptal etmek yerine ülkeyi terk ederim daha iyi :)
Neyse seyahat tarihimizi Pazartesi’den Çarşamba’ya alıp bir gün de uzattık. Otel seçerken merkeze ne kadar yakın o kadar iyi fikriyle İBİS Otel de karar kıldık. Çok doğru bir seçimmiş.
Hem 'Forum Gaziantep' ile dip dibe hem de nereyi gezersek gezelim kafamızı kaldırınca otelimizi gördük bu sayede. Bu arada şunu da hatırlatmak isterim; otelin kendisinden aldığım fiyat, Booking.com dan daha pahalıydı. Araştırmadan otel bile ayarlamayacaksın bu devirde.
5 Günde bol bol gezebilmek için ise araç kiraladık. Sevgilim tüm firmaları tek tek aradı, pazarlık yaptı, Sixt de karar kıldık. Bir de %25 Turkcell indirimi yaptılar, valla üzerine para verecekler diye korktum :)
Program hazır, uçak, otel ve araç da, ee kim tutar bizi derken Çarşamba’ya kadar olan kısmı da değerlendirelim diye, İstanbul'a Sema anneme gitmeye karar verdik.
Birlikte yemek yedik, sinemaya gittik (Hükümet Kadın 2), bol bol sohbet ettik, Kardeşim Mehmet in doğum gününü kutladık, Macit babamın mezarını ziyaret ettik, Divan pastanesinde antep fıstıklı pastayı afiyetle yedik, yani dolu dolu yaşadık. Salı gece İzmir e inip, Çarşamba da Gaziantep e uçtuk. Kabul, yorucu oldu fakat kesinlikle değdi.
Gaziantep havaalanı ahım şahım büyüklükte değil, otobüs terminalini andırıyor. Arabamızı alıp doğruca otelin yolunu tutuyoruz. O an gözlerimin önünden kebaplar, katmerler, baklavalar geçiyor hiç yalan söylemeyeceğim. Navigasyonda İmam Çağdaş ı ayarladım bile, kaçarı yok...
Gaziantep'le ilgili ilk düşüncem; inşaat alanı gibi gözüküyor olması. Bizim şansımıza tüm yollar, kaldırımlar sökülmüş yeniden yapılıyor, bir yanda taşlar kesiliyor, toz, duman. Navigasyon da sapıtıyor elbette. Sağa dön diyor; ya yol yok, ya da çıkmaz sokak :)
Sora sora Bağdat bulunur deyip halkın içine karışıyoruz. Buranın insanına bayıldım, herkes yardım gönüllüsü gibi. Hele İzmir, İstanbul'dan gidenler satıcılara çok şaşıracak.
Her baktığınız dükkan size Zahter ısmarlama yarışında ya da cebindeki çerezden uzatma. Yanlış anlamayın ondan alın diye değil. Sizi misafiri gördüğü için, aksi ayıp geliyor onlara. İster alın ister almayın. Asla yolunuzu kesmiyor, sizi çağırmıyorlar. Hatta çoğu yerde neden bu adam benimle ilgilenmiyor diye bile düşünüyorsunuz. O yüzden rahat rahat gezin derim ben.
Mesela kuru biber bakarken, sevgilime “acaba yapabilir miyim” dedim, tezgahtan bir abla fırladı ve bana ayak üstü dolma tarifi verdi. Valla ayıp olmasa kameraya çekmek isterdim o kadar şirindi.
Bakırcılar çarşısını ve Zincirli Bedesten i turluyoruz. Onlar nasıl güzel bakırlar, sedefler... Tek tek ellemek istiyorum ve aynı zamanda hepsini bavula atıp, eve götürmek.
Biraz bekleyin talan edeceğim buraları derken; bana asıl ne yapmam gerektiğini hatırlatan sesi; yani midemin gümbürtüsünü işitiyorum; işte yemek vaktiiii
Gezinin en önemli kısımlarından birine geleyim; kebaplar :)
İlk durağımız ; İmam Çağdaş Kebap ve Baklava. Cami manzaralı masaya oturduk, garsona da “abi biz ne yesek bilmiyoruz” dedik. “Bana bırakın” demesinden abartacağını anlamalıydık aslında. Oradaki tüm kebapları, lahmacunları sırasıyla yedirdi bize. Ayak parmağımdan, saç tellerime kadar kebap doldum.
Burada yediklerimiz kebapsa, bizim İzmir de yediklerimiz ne o zaman diye sitem ediyorum tüm yemek boyunca...
Soğan kebapları çok meşhur, patlıcanlı kebapta süperdi, benim asıl favorim ise; Ali Nazik. Mutlaka tatmalısınız. Ben bu gezide 2 defa yeme şerefine nail oldum.
Üzerine de baklavaları mideye indirdik, nasıl çıtır, nasıl lezzetli anlatamam. Ev yapımı değilse 2.dilim ağır geldiği için yiyemeyen ben bile 3 taneyi cupp cuuppp götürdüm.
Fiyat tahmini yapıyoruz. O an Allahım hesap 150 yi geçmesin diye dua etmekle meşgulum. Da dadaaamm 81 TL. Abi yanlışlık var demek istiyorum, inanamadım resmini bile çektim.
Bu kadar yemekten sonra bizi yerimizden kaldırmaları için vinç lazım, sen o kadar spor yap, sonra Gaziantep e gel, şaka gibi.
Ardından meşhur Tahmis kahveye uğruyoruz. Hürriyet gazetesinin en güzel semt kahvehaneleri sıralamasına giren bu ışıl ışıl mekan 1635 yılında Sancak beyi Mustafa ağa bin Yusuf tarafından kurulmuş.
1903 yılındaki yangında harap olmuş fakat sonradan yapılıp dekore edilerek hizmete açılmış. Uzun yıllar "Löküslü Kahve" ve "Tömbekici Kahvesi" olarak anılmış. Türkiye'nin en eski kahvehanelerinden biri. Eski dedim ama şu güzelliğe bakar mısınız?
"Tahmis"; kahvenin dövüldüğü yer anlamına geliyor (Eskiden cevizden oyma dibeklerde dövülürmüş) Bir rivayete göre 4.Murat burada dinlenmiş ve dibek kahvesi içmiş.
Meşhur Menengiç Kahvesi (çitlembik yada çedene de deniliyor) ve Zahter (kekik) içmeden olur mu hiç. Menengiç; Türk kahvesine göre daha tatlı ve yumuşak, Zahter ise ıhlamur gibi, az limonla muhteşem. Zaten Antepteyseniz günde en az 5 defa size ısmarlayacaklardır korkmayın :)
Hatta kahvenin yanında gelen çerez tabağındaki ufacık siyah şeyler, Menengiç in özü, onları da çıtır çıtır yiyebilirsiniz çok faydalıymış. (en altta birkaçını yazdım)
2 Katlı bu mekanın, üst tarafındaki köşeyi kapmanızı öneririm..